İzmir’den İstanbul’a göç vakti yavaş yavaş geldiğinden, son günlerde biraz fazla düşünür oldum. Bir seneye yakındır İzmir’de yaşayan bir İstanbullu olarak, o güzel Ege kenti bana neler kattı, benden neler götürdü diye aklım hep dolu. Her şeyin başında iki şehri birbirinden ayıran tek farkın coğrafi konumları veya siyasi parti seçimleri olmadığını anladımJ Peki bu fark neydi?
İstanbul’un her zaman acelesi vardır mesela. Oysa İzmir öyle mi?
İzmir’i ilk ziyaret ettiğim seneydi. Sevdiceğimle sabah uyanıp boyoz yedikten sonra dışarı çıkmaya karar verdik. Giyindik, kuşandık… hani şu eskilerin söylediği gibi çektik esvaplarımızı, çıktık dışarı. Sıcağı zaten anlatmama gerek yok. Ben İstanbul’da üzerime hırka alıp çıkmaya alışmışım. İzmir’de değil hırka almak, t-shirt bile insana fazla geliyor. Tabi bana da geldiJ
Bornova’ya ineceğiz. Köşede bir kamyon duruyor. Gelin gibi süslenmiş. Kapalı, brandası örtülü durduğu yerde yatıyor. Sevdiceğime sordum bu ne kamyonu diye. ‘Karpuz kamyonu ‘ dedi. ‘Karpuz mu getirmiş buraya?’ diye sordum. ‘Yok’ dedi, ‘karpuz tezgahı işte’. İşte o an beynimin içinde İzmir’le ilgili başka bir kapı açıldı. Saate baktım. 12:30….
Hiç uyumayan İstanbul, yaklaşık 4.5 saat önce günü en aydınlığı ve en hararetli tarafıyla yaşamaya başlamışken, 12:30’da İzmir hala uyanmamıştı. Karpuz tezgahları açılmamış, insanlar aceleyle işlerine koşturmamış, otobüsler ağzına kadar, balık istifi dolmamış, belki de sahil kasabaları hariç hiçbir yer hıncahınç insanla yüklenmemişti. İşte dedim, İzmir’in farkı!
Bir seneye yakın bir zamandır, İzmir’de yılların verdiği yorgunluğu üzerimden atmaya çalışıyorum. Hani demiş ya Murathan Mungan ‘’Ben sende bütün aşklarımı temize çektim’’ diye, sanırım ben de İzmir’de tüm İstanbul’u temize çektim. Göç zamanı yaklaşmışken İzmir’inden aldıklarımı sizlerle paylaşmak istedim.
Bir sonraki ‘Göç Yaklaşırken’ yazımda buluşmak üzere. Sevgiler…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Fikirleriniz benim için önemli:)