17 Şubat 2013 Pazar

Vişneli Kakaolu Cupcake



Hayatımıza ilk annelerimizin keki girdi. Sonra o kekler küçük poşetlere girip marketlerde satılmaya başlandı. Yıllar sonra o keklere muffin dendi, ardından da üzerleri kremayla, şeker hamuruyla süslendi ve cupcake adını aldı. Bana göre küçük kalıplarda pişirilen, altına kağıt konulan tüm kekler kektir ama yine de günümüze uyup cupcake demeyi tercih ettim.

Başta çikolata olmak üzere, içinde kakaonun ve şekerin olduğu çoğu tatlı çok lezzetlidir. Bu lezzete lezzet katmak için kremalar, soslar, meyveler ekleriz ve sonuçta mükemmele ulaşmaya çalışırız. Ulaştığımız bu mükemmel lezzetlerin başında da pastaların temeli olan kekler gelir.


Sadece kendimiz için değil sevdiklerimiz için de hazırladığımız, satın aldığımız bu lezzetleri yapmaya gönül verdim. Hepsine kendimden bir şeyler katmaya çalıştım. Şimdi de bunlardan birini, cupcake’lerimi sizlerle paylaşmak istedim.


Vişneli ve kakaolu cupcake’ler mutluluğa açılan küçük kapılar oldu.


 Herkese tatlı anlar dilerim.


10 Şubat 2013 Pazar

Sevgililer Günü Kurabiyeleri



Sevgililer gününün nasıl başladığını, kimin 14 Şubat’ı bayram ilan ettiğini, hangi olaydan  kaynaklandığını anlatmayacağım ama bu günün  III. yüzyıldan beri kutlandığını söylemeden de edemeyeceğim. Bence bu kadarı da, neden 14 Şubat’ın her yeri kırmızıya boyadığını anlatabilir. O dönemden beri yüzyıllardır kutlanıyorsa, evrenselse, bizim de bu furyaya katılmamız gereklidirJ

14 Şubat’ın benim için vazgeçilmez klasikleriyle ünlü bir gündür. Seven de vardır, sevmeyen de, gerekli gören de, görmeyen de. Bunların hepsi tartışılabilir olsa da, yok saymaya yeterli değildir. Ne olursa olsun bu klasikleri görmezden gelemeyiz. Mesela kırmızı güller… Tek tek paketlenmiş, buket halinde satılan, hatta yapayı çıkmış kırmızı güller. Normalde beş lira olan bu güller, 14 Şubat sabahı bir anda 30 liraya çıkar ve işin ilginç tarafı alan da çoğunluktadır.

Güllerden sonra kalpler geliyor. Kırmızı kalp tüm ürünlerin üzerine uygulanabilir. Yastıklar, kupalar, kartlar, terlikler, t-shirtlerin… Hatta çiftler iki tane aynı kalpli t-shirtten bile giyebilsinler, bu keyiften mahrum kalmasınlar diye üretilen çok kıymetli ürünler bile vardır.

Üçüncü klasik ise peluş hayvancıklardır. Kaç yaşında olursanız olun, sevgiliniz size uygun, sevimli bir oyuncak bulabilir. Kedi, ayı, tavşan, kurbağa hiç değişmez. Önemli olan reklamlara da konu olduğu gibi yumuşacık bir kalbi yansıtmasıdırJ

Herşeye rağmen benim favorim hepsini bir araya toplayan hediyelerdir. Bir pençesinde kırmızı gül, diğerinde kırmızı kalp tutan peluş ayıcıkJ Bu armağan fıstıklı, meyveli, kakaolu aynı zamanda da şeker hamuruyla kaplanmış pasta gibidir. İzmir’de minibüsün ön camında bir yazı okumuştum. Mani dediklerinden. ‘İmkansızı ister, mükemmeli yaşarım’ diye… İşte bu ayıcıklar tam da bu maninin karşılığıdırJ

Öyle ya da böyle özel günler her zaman önemlidir. Gereksiz dense de hatırlanır, kutlanır. Ben kutlanmamasını değil, klasiğin dışına çıkmayı sevenlerdenim. Böyle düşündüğüm için de kurabiyelerimde bir parça klasiğin dışına çıkmak istedim.


                      Aşkı anlatmanın değişik yolları olduğunu da aklımda tuttum.














Aşkın tek simgesi kalp olmamalı dedim. Kullanmadım mı? Tabi ki kullandım ama daha minik, daha simgesel.













Tüm kurabiyeler sevgi dolu paketlendi. Hediye edilmeye hazır:)



Bir sonraki yazımda sizlerle cupcakeler paylaşmayı planlıyorum. O zamana kadar benimle kalmanız dileğiyle.
 
Sevgiler.

8 Şubat 2013 Cuma

Güneşli Pazartesiler Kurabiyeleri



Bundan bir sene kadar önce Güneşli Pazartesiler diye bir film seyrettim. Pazartesi gibi nefret edilen bir günün güneşli olabilme ihtimali bir an içimi ısıttı. Sonra da neden haftanın ilk gününden genel itibariyle nefret ettiğimizi düşünmeye başladım. Sonuç mu?

Aslında bu durum daha çocukluğumuzda, ilkokul yıllarımızda başlamıştır.  Cuma günü ödevlerle okuldan çıkılır. Cumartesi nasıl olsa yarın da okul yok diye iyice yayılınır. Pazar günü anne babalar ödev konusunda zorlamaya başlar. Cumartesi gününden ödevlerini yapan sorumlu arkadaşlar dışarıda oynarken Pazar gününü ödevle geçiren çok çocuk vardır. 80li yılların çocukları pazar konserleri ve maçları çok iyi hatırlar. Bir de akşam yemekten sonra yapılan banyoyu ve ardından soba yanında kuruduktan sonra erken yatma gerginliğini. Yarın okula gitmenin stresi daha o geceden herkesi sarar.

Okul bitti, oh rahatız derken hafta başı iş stresi başlar. Çalışma hayatına girildikten sonra pazar kahvaltıları meşhur olur. Kızarmış ekmek ve çayın dem kokusu eşliğinde, gazete okuyarak yapılan o müthiş kahvaltı. Gün tamamen miskinlikle geçirilir. Hava kararıp uyku zamanı geldiğinde en büyük strese bir adım kalmıştır. Sabah iş başı yapılacak ve haftanın ilk günü trafiğine girilecek, stres başlayacaktır.

Pazartesi yoğunluğun, trafiğin, telefon görüşmelerinin, koordinelerin üst düzeye çıktığı günüdür. Her şey haftanın ilk günü organize edilmek zorundadır sanki. Yani bu gün hepimizin kabusudur. Sendromu meşhurdur ve pazartesilerden nefret edilir. Hatta Kavimler Göçü ve Haçlı Seferleri’nin pazartesi günü yapıldığı, Atlantis’in yine adı lazım değil günde yok olduğu ve kıyametin bile o huysuz gün kopacağı rivayet olunmuşturJ

Çocukluk arkadaşımın her pazartesi ‘Bu günden nefret ediyorum’ mesajlarından ilham alarak kurabiyeler tasarlamaya karar verdim. Sonuçta haftanın ilk gününü sevdirecek bir nefer gerekiyordu ve ben kendimi kurban ettimJ Pazarın ertesini sevimli hale getirebilecek, eğlenceli olabilmesini sağlamak için birkaç fikir düşündüm ve hiç zaman kaybetmeden uyguladım.

               
                       İşte pazartesiyi mutlu geçirmeniz için bir kaç küçük fikir.


                                   Tek tek paketlenmedi mi, tabi ki paketlendi:)




Bir fincan kahvenin yanında yenilen eğlenceli bir kurabiye belki size de pazartesi sendromunu atlatmanıza yardımcı olabilir.




Her şeye rağmen pazartesiden nefret ediyorum diyorsanız bir deneyin derim.

Sevgiler, güneşli pazartesiler.